• Sosyolog & Yazar

    Sosyolog & Yazar

    Ayşe ULAŞ

    Tüm kitaplarım için tıklayın..!
  • AYŞE ULAŞ KİTAPLARI AYŞE ULAŞ KİTAPLARI AYŞE ULAŞ KİTAPLARI

    AYŞE ULAŞ KİTAPLARI AYŞE ULAŞ KİTAPLARI AYŞE ULAŞ KİTAPLARI

  • Tüm Kitaplarım

    Tüm Kitaplarım
  • ÇOCUKLARDA İHMAL VE İSTİSMAR

    ÇOCUKLARDA İHMAL VE İSTİSMAR

    Merhaba, bugün çocuklarımızdan bahsedelim istiyorum. Genel olarak tüm ebeveynlerin kendilerinden önce düşündükleri çocuklarından, çocuklarımızdan. Bazen ne kadar dikkat etsek de maalesef çocuklarımızı koruyamayabiliyoruz. Ne yazık ki herkes için durum aynı değil. Çocuğunu ihmal eden, yok sayan, ölüme terk eden ve hatta çocuğu üzerinden para kazanma yolunu seçen ebeveynler de var. İnsan demeye dilimizin varmadığı insanlar… Çocuk ihmal ve istismarı ne yazık ki dünya genelinde yaşanan temel sorunlardan. Maalesef bu sorun bizim ülkemizde de toplumun kanayan yaralarından biri durumunda. Yakın zamanda yaşananları hepimiz biliyoruz. Çocuklar doğaları gereği çaresizdirler. Yetişkinler tarafından korunmaya ve bakılmaya muhtaçtırlar. Hayatlarını kendi başlarına idame ettirmeleri de mümkün olmamaktadır.  Çocuklar hem yaş bakımından hem psikolojik ve fiziki olarak gelişimlerini tamamlamamış olduklarından, yaşadıkları her türlü olaydan etkilenme dereceleri ve bunun üzerlerinde bıraktığı izler nedeni ile yetişkinlerden farklıdırlar. Bu nedenle İnsan Ticareti Protokolünde yetişkinler için suç unsuru oluşturan şartlar ve çocuklar için suç unsuru oluşturan şartlar birbirinden bağımsız olarak ifade edilmiştir. Protokole göre yetişkin bir insanın bu suçun mağduru sayılabilmesi için istismar amacıyla ve zorla temini, herhangi bir yerden başka bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması ya da teslim alınması gerekir. Çocuklarda durum daha farklıdır. İstismar için temini, taşınması, devredilmesi ve barındırılması veya teslim alınması insan ticareti suçu mağduru olması için yeterlidir. Çocukların yaşayabilmek adına yetişkinlerin himayesine ihtiyaçları bulunduğu gerçeğinden hareketle, çaresizlik ve istismar durumlarına maruz kalmaları gerekli görülmemektedir. Çocukların insan ticareti suçu içerisinde bu kadar çok bulunmalarının nedenleri: - Çocukların doğal çaresizlikleri - Kendi üzerlerinde tasarruf imkanlarının az olması hatta olmaması - Kolayca kontrol edilebilir olmaları - Yaşamak için yetişkinlerin yardımına muhtaç olmaları - Her çeşit etkiye fazlasıyla açık olmaları - Kolayca yönlendirilebiliyor olmaları - Cinsel yolla bulaşan hastalıkların yaygınlığı nedeniyle çocuklara olan talebin artması - Çocukların bir kısmının doğum kayıtlarının olmaması - Çatışmaların yaşandığı ya da doğal afetlerin yaşandığı bölgeler - Fakirlik - Pedofili ya da sübyancılık Seks turizmi özellikle ekonomik sıkıntıların olduğu ve fakirliğin ileri boyutlarda olduğu ülkelerde görülmektedir. Gelişmiş ülkelerde çocuk seksi ağır cezalar gerektiren bir suç olarak kabul edilmiş ve yasalarla yasaklanmıştır. Kendi ülkelerinde bunu yapamayan ancak yapmak isteyen kişiler ekonomik problem yaşayan ülkelere götürülmekte ve istekleri buralarda karşılanmaktadır. Çocuk seksi ile ilgili yasal düzenlemelerin yapıldığı ülkelerin dahi bazılarında ekonomik kazançtan olmamak adına buna sessiz kalınmakta hatta bu durum kolaylaştırmaktadırlar. Bu turistlerin bir kısmı ise yaptıkları bu eylem ile çocuklara ve ailelerine yardım ettiklerini düşündüklerini ifade etmektedirler. Bazı insanlar ise yaptıkları eylemin bulundukları ülkede zaten yasak olmadığını söylemektedirler. Ev sahibi ülkedeki duruma ayak uydurmanın suç sayılamayacağını savunanlar da vardır. Hatta üçüncü dünya ülkelerindeki çocukların önemli varlıklar olmadıklarını bu nedenle de eylemlerinin suç teşkil etmeyeceğini savunanlar vardır. Son yıllarda insan ticareti mağduru olan çocuk sayısında hızlı bir artış olmakla birlikte mağdur çocukların yaşlarının da küçüldüğü dikkat çekmektedir.  Çocuk ticareti çok karlı bir insan ticareti çeşidi olması nedeniyle engellenememekte hatta giderek artmaktadır. Genellikle fuhuş amaçlı olmakla birlikte suç örgütlerinin eline düşen çocuklar fuhuş yanında pornografi sektöründe de çalıştırılmakta, dilendirilmekte, evlatlık olarak verilmekte sirklerde ya da fabrikalarda çalıştırılmakta, ev hizmetlerinde çalıştırılmakta, yankesicilik yaptırılmakta, uyuşturucu satışı yaptırılmakta, deve jokeyliği gibi tehlikeli işlerde çalıştırılmakta, balıkçı botlarında, inşaatlarda, tarlalarda, madenlerde çalıştırılmaktadırlar. Bazı insan tacirleri fuhuş yaptırdıkları kadınlardan çocuk yapmalarını istemekte ve bu bebekleri evlatlık olarak satmaktadırlar. Bununla birlikte ailelerinden çalınan çocuklar da vardır. İnsan ticareti suçunun yapısı gereği mağdur çocukların sayısı tam bilinememektedir. Örnek bir olay olarak elde edilen 1263 çocuk pornografisi resminden sadece 16 çocuğun kimlik tespiti yapılabilmiştir. Tespit edilebilen bu çocukların Portekiz, Arjantin, Şili, İngiltere ve ABD vatandaşı oldukları görülmüştür. Çocukların dilendirildikleri durumlarda doğuştan sakat olan çocukların kullanılabildikleri gibi sağlıklı uzuvları kesilerek de kullanıldıkları bilinmektedir. Deve yarışlarında kullanılan çocukların gelişmemeleri için az uyutulduğu ve az yiyecek verildiği bilinmektedir. Ayrıca çok tehlikeli bir iş olan deve jokeyliğinde ciddi yaralanmalar hatta ölümler görülmektedir. Çocuklar her ne amaç ile olursa olsun köklerinden koparılmakta, anadilleri, isimleri, aileleri unutturulup, çok kötü ve zor şartlarda çalıştırılmaktadırlar. Buraya kadar bahsettiğimiz sadece bir şekilde suç örgütlerinin eline düşen çocuklardır. Bir de ailelerinin yanında yaşayan ama aile bireyleri ama akraba, komşu, arkadaş gibi kimselerin istismarına uğrayan çocuklarımız da vardır. Bu çocuklar ne yazık ki ya sessiz kalmakta ya da birileri tarafından susturulmaktadır. Ta ki… İnsanlar, dünya genelinde de bizim ülkemizde de ne yazık ki en değerli varlıkları olan çocuklarını ne devletlerin olumsuz politikalarından ne yasalardan ne yasalarda ki boşluklardan ne suç örgütlerinden ve ne de yakınımız dedikleri kişilerden koruyamıyor. Bilindiği üzere bu kişiler maalesef bazen o çocuğun akrabası, arkadaşı, komşusu hatta kardeşi, babası ve annesi dahi olabiliyor. Tüm çocukların ve elbette dezavantajlı grupların güven içerisinde yaşayabildikleri bir dünya dileğiyle, sağlıcakla ve güvenle kalın. Devamını Oku...
    DÜNDEN BUGÜNE: KOMŞULUK VE DOSTLUK ÜZERİNE

    DÜNDEN BUGÜNE: KOMŞULUK VE DOSTLUK ÜZERİNE

    Merhabalar! Sizlerle, zamanla kaybettiğimiz komşuluk, dostluk ve arkadaşlık ilişkilerini konuşmak istiyorum. Geçmişte sokaklarda büyüyen, oyunlar oynayan, birlikte gülen çocuklardık. O günlerde güven, anlayış, empati ve hoşgörü gibi değerler hayatımızın merkezindeydi. Şimdi ise bu değerlerin yerini yalnızlık ve bencillik almış gibi görünüyor.   Sokaklarda büyüdük bizler; sokaklarda top oynadık, ip atladık. Yerden yüksek, yakan top, üç taş ve daha pek çok oyun oynadık. Günümüzde çocukların hiç bilmediği oyunlar. Şimdilerde bakıyorum çocuklara; evlerinde bilgisayarlarının başında tek başlarına oturmayı sosyalleşmek sanıyorlar. Üzülüyorum doğrusu. Hani enerjisini atmalıydı çocuk? Hani arkadaş edinmeliydi? Bizler sokaklarda oynayan, soluk soluğa koşuşan, içten gelen kahkahalar atan çocuklardık. Sabahın bir vaktinden gecenin geç saatlerine kadar sokaklarda oynadık. Mutluyduk. Hep birlikte ve mutlu çocuklardık. Yaptığımız en büyük etkinliklerimizden biri de pikniğe gitmekti. Parklarda, bahçelerde, kırlarda piknik yapardık. Annelerimiz asma yapraklarından sarmalar sararlardı. Mercimek köfteleri, patates salataları, kısırlar, bisküvili pastalar daha hatırlayamadığım neler neler hazırlanır, konu komşu toplanılıp pikniğe gidilirdi. Velhasıl piknik günleri büyük keyif, büyük eğlence olurdu. Kimse kimseyi yargılamazdı. Kimin evinde ne var ise onu hazırlar, getirirdi. Bir şeyi olmayanda ayrılmazdı. Çünkü eskiden olanın olmayana borcu vardı. Komşuda pişen bize de düşerdi. O pikniklerde çocuklar gönüllerince oynarlardı. Kimse sessiz oynayın, keserim bak topunuzu demezdi. Ya da ne bağırıyorsunuz oturun oturduğunuz yere, demezdi kimse. Çünkü çocuk dediğin oynamalıydı. Hoplayıp, zıplayıp oynamalı ve enerjisini atmalıydı. Şimdilerde olduğu gibi kimse çocuk seslerine kafayı takmazdı. Ya şimdi? Şimdi çocuklar odalarında hapis gibi yaşıyorlar. Bilgisayar başında ve ekrana kitlenmiş vaziyette. Bu durumda bile alt komşu aşağıdan süpürge sapı ile vuruyor. Ayaklarını da yere değdirmeden yürümeli bugünün çocukları. Koşturmak zaten yasak ama ayaklarını da cebine koyarak yürümeli evinin içinde. Çocukların o şen kahkahaları ise sadece bir hayal olmuş durumda. Bizler nasıl sıkışıp kalmışsak bugün hayat koşuşturması içinde, ne yazık ki çocuklarımızda sıkışmış durumda. Yalnızlık, çaresizlik, mutsuzluk içerisinde. Kaybettik. Ne yazık ki kaybettik sosyal güvenlik alanımızı. Ne yazık kaybettik özgürlük alanımızı. Bir mahalle kültürümüz vardı. İçerisinde güven ve özgürlük içerisinde yaşadığımız. Maalesef artık olmayan bir mahalle kültürü. Bu durum ise hem bizler hem de çocuklarımız açısından büyük kayıp aslında. Mahalle kültürü, eksikliklerin giderildiği, yaraların sarıldığı bir kültürdü. Anlayış, sevgi, güven hakimdi o bakışta. Şimdi iliklerimize kadar yokluğunu hissediyor gibiyiz. Oysa bir zamanlar, komşularımızla olan ilişkilerimiz çok daha derindi. Birbirimize destek olur, birlikte sevinir ve birlikte hüzünlenirdik. Herkesin kendine has bir dünyası olurdu. İnsanlar mahallelerinin adı ile anılırdı. Gurur ile söylenirdi mahalle isimleri. Oysa şimdi hepsi hayal. Hepsi sadece birer adresten ibaret… Devamını Oku...
    MEVSİMLİK İŞÇİLER

    MEVSİMLİK İŞÇİLER

    Merhaba, bu yazımda mevsimlik işçi sorununa değinmek istiyorum. Mevsimlik işçiler yöre içi mevsimlik işçiler ve yöre dışı mevsimlik işçiler olmak üzere ikiye ayrılarak incelenebilir. Yöre içi mevsimlik işçiler çalıştıkları bölgede yaşarlar. İşleri bittiğinde evlerine giderler. Bu işçi grubu için geçici ikamet diye bir durum söz konusu değildir. Ancak yaşam standartları gibi açılardan bakacak olursak yöre dışı işçiler ile aralarında önemli bir fark olmadığı görülür. Çünkü bu işçiler ağırlıklı olarak bölgede yıllarca yöre dışı olarak çalışmış sonrasında ise yöreye yerleşmiş olan işçilerdir. Genellikle doğu kökenli olan bu aileler maddi gelir ve eğitim durumuna göre yaşam koşulları açısından bir miktar farklılık gösterseler de temelde benzer yaşam standardına sahiptirler.   Mevsimlik İşçilerin Temel Sorunları Ulaşım Sorunu Barınma Sorunu İş Bulma Sorunu Çalışma Koşullarına Yönelik Sorunlar İş Güvenliğine Yönelik Sorunlar Sorunlar Sosyal Güvenlik Sorunu Ücret Sorunu Ücret Sorunu Örgütlenme Sorunu Kamu Kurumları ve Yöre Halkı ile İlgili Sorunlar Çocuk İşçi Sorunu Ulaşım Sorunu:  Ulaşım sorunu günümüzde dahi sağlıklı bir şekilde çözülememiştir. Kamyon kasalarında, traktörlerde, minibüslerde insanlar sıkışık ve uygun olmayan koşullarda seyahat ederler. Bu seyahatler hem sağlıksız koşullarda hem can güvenliğinden yoksun şekilde yapılır. Barındıkları yerlerden çalıştıkları yerlere günübirlik gidip gelmelerinde de benzer sorunlar yaşarlar. Barınma Sorunu:  Yaşadıkları yörede geçimlerini temin edemeyen işçiler mevsimsel olarak iş bulabilecekleri yörelere göç ederler. Barınma sorununu aileler genellikle kendileri çözmektedirler. Bunun için genellikle plastik örtü veya bezden yapılmış çadırlar kullanırlar. Nadir şekilde bazen işvereninde bu işçilere barınak temin ettiği olur. Ancak bu barınaklar da genellikle barınma için hiçbir koşulun düşünülmediği, ihtiyaçları karşılamaktan çok uzak olan yapılar şeklindedir. Üstelik kapasitelerinin çok üstünde kullanılmaktadırlar. Bu işçiler barınma sorunlarını hangi yöntem ile çözerler ise çözsünler sağlıklı olmayan koşullarda barınmak durumunda kalırlar Bazen de bu işçiler birkaç aile birleşerek bir dükkan kiralayıp burada bir arada yaşarlar. Bu dükkanlarda genellikle doğu kökenli insanlara aittir. Çünkü yerliler bu insanlardan rahatsız olurlar ve ev ya da dükkanlarını bu kişilere vermezler. Bazen de bu işçiler gece kondu tarzında evler kiralayarak buralarda konaklamaktadırlar. Ancak bunların da bir çoğu elektrik, su, kanalizasyon gibi imkanlardan yoksundur. 1970’ler de İş ve İşçi Bulma Kurumu (Türkiye İş Kurumu) tarafından Manisa, Denizli ve Söke’de barınma yurtları yapılmıştır. Ancak bunların günümüze kadar ulaşamadığı ve amaçları dışında kullanılmaya başlandığı, yapılan incelemeler sonucunda ortaya çıkmıştır. Barınma sorunu içerisinde farklı bir takım sorunları da içermektedir. Bunlar; mutfak sorunu, banyo sorunu, tuvalet sorunu, temiz su sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Mutfak sorunu; mevsimlik işçilerin barındığı birçok mekanda ayrı bir mutfak bulunmamaktadır. Çadırlarının bir kenarını mutfak olarak şekillendirip kullanırlar. Mutfak ile ilgili malzemeleri buralarda bulundururlar. Havanın uygun olduğu günlerde açık alanda bulaşık yıkamakta ve yemek yapmaktadırlar. Yaşanılan ortam hijyenik olmayınca doğal olarak mutfak olarak kullanılan kısımlar da hijyenik olamamaktadır. Banyo sorunu; barınılan mekanların genelinde özel bir banyo alanı yoktur. Banyo için bazen asıl çadırın yakınında bir başka küçük çadır yapılır ve o çadır kullanılır. Bazen de asıl çadırın içerisinden büyük bir leğen içerisinde yıkanılır. Tuvalet sorunu; mevsimlik işçilerin en büyük sorunlarından biri olmaktadır. Çadırın yakınında bir çukur kazılır ve çevresi çadır malzemesi ile sarılır. Su sorunu nedeni ile de temizlik konusu büyük sorun olmaktadır. Tuvalette su kaynağının olmaması her çeşit hastalığa kaynaklık etmektedir. Temiz su sorunu; mevsimlik işçilerin sağlıklı ve güvenilir su kaynaklarına ulaşımı nerede ise imkansız gibidir. Susuzluk çok önemli bir sıkıntıdır ve günlük hayatın devamlılığı, yani yemek pişirme, bulaşık, temizlik, banyo, tuvalet vb. için zorunlu bir kaynaktır. Dere, kanal, kuyu, tanker hanelerin temel su kaynakları arasındadır. Temiz suya erişim sağlayamadıkları için hem yeme içme hem de temizlik konusu büyük sorun oluşturmaktadır. Bu nedenle bir çok hastalığa maruz kalmaktadırlar. Su yokluğundan en fazla kadınlar ve çocuklar etkilenmektedir. Kadınlar gündüz tarlada işçi olarak çalışsalar bile cinsiyetçi iş bölümünün sonucu olarak yemek pişirme, bulaşıkları yıkama, çocukların banyosu, temizlik gibi işleri de yerine getirirler. Bazen taşıma su ile de ihtiyaçlarını görmek durumunda kalabilmektedirler. İş Bulma Sorunu:  İş bulma kuşkusuz toplumların yaşadığı en önemli sorun alanlarındandır. Mevsimlik işçiler için de durum çok farklı değildir. Ancak çalışılacak sürenin geçici olması nedeni ile onların işlerini sezon öncesinde ayarlamış olmaları gerekir. Bunun için de genellikle bir aracı ile çalışırlar. Nadiren de olsa kendi işini kendi bulan işçiler vardır. Çalışma Koşullarına İlişkin Sorunlar:  Mevsimlik işçilerin de kanunen iş sözleşmesi yapıyor olması gerekmekle birlikte bu duruma uygulamada pek rastlanılmaz. Genellikle yöresel ve yapılan işin niteliğine uygun bir çalışma şekli hakimdir. Uzun mesai saatleri olup dinlenme zamanları son derece kısıtlıdır. Hafta tatili hakkı da yoktur. Bunların ötesinde insani ihtiyaçların karşılanması konusunda da sıkıntılar vardır. Temiz suya erişim de bir sorun alanıdır. Hijyen koşullarının bulunmaması ve sağlık hizmetlerine erişim de sorunlar arasındadır. İş Güvenliği Sorunları:  Yapılan işin niteliği gereği mevsimlik olması nedeni ile iş geçici sürelidir. Ekonomik nedenler kaynaklı olarak iş güvenliği tedbirleri alınmaz. Bu işçiler kayıt dışı olduklarından iş kazaları ve meslek hastalıkları yönünden de korunmazlar. Sosyal Güvenlik Sorunu:  Tüm çalışanların en temel hakkı sosyal güvenlik hakkıdır. Ancak mevsimlik işçiler kayıt dışı olduklarından bu haktan genel olarak yararlanamazlar. Yaşam ve çalışma koşulları nedeni ile en çok ihtiyacı olan kesimlerden olmalarına rağmen bu haktan olarak mahrumdurlar. Yaşadıkları hastalık ve iş kazaları neticesinde geçici ya da kalıcı olarak çalışamaz duruma gelerek tüm yıl ya da ömür boyu çalışamaz durumda kalırlar. Ücret Sorunu:  Bu işçiler kayıt dışı çalıştıklarından herhangi bir güvenceleri yoktur. Yaptıkları işin niteliği gereği olarak ücretleri belirlenir. Ayrıca çalışma saatleri son derece uzundur. Hafta tatilleri de yoktur. Ancak fazla mesai ücreti almaları da yapılan bir uygulama değildir. Aile boyu çalışırlar ancak aile bireylerinin belirgin bir ücreti bulunmaz. Ücretlendirmeler genellikle minimum düzeyde tutulur. Bireysel ücret belirlendiğinde ise burada bir eşitlik söz konusu olmaz. Ücretler ile ilgili bir diğer sorun ise ücretlerin eksiksiz olarak alınması konusudur. Bu işçiler çalışırlar, işlerini yaparlar ancak iş bitiminde ücretleri kısmen ödenebildiği gibi hiç ücret almadan da gönderildikleri olabilmektedir. Not:  2007 yılından itibaren TÜİK Kamu işletmelerine ilişkin mevsimlik tarım işçisi ücretlerinin yayınını durdurmuştur. TÜİK tarafından yapılan “Çocuk İş gücü Araştırması, 2006 verilerine göre Türkiye’de 6-17 yaş grubunda çalışan çocuk sayısı 632 bin erkek çocuğu ve 362 bin kız çocuğu olmak üzere 958 bindir. Çalışan çocukların, bu yaş grubuna giren çocuklara oranı %5.9’dur. Bu çocukların 392 bini (%40,9’u) tarım sektöründe istihdam edilmektedir. Çalışan çocuklar içerisinde eğitime devam edenlerin oranı %31.5, eğitime devam etmeyenlerin oranı %68.5’dir. Çalışan çocukların %52.4’ü kırsal kesimde istihdam edilmektedir (TÜİK,2007) Ücretler ile ilgili başlıca sorunlar; ücretler yetersizdir, erkek-kadın-çocuk işçilerin ücret farklılığı vardır, yasal olmamasına rağmen, aracılara ücret kesilir, ücretler zamanında ödenmemektedir, bazen hiç ödenmemektedir. Ücretler konusunda yasalar uygulanmamakta, aracı ile işveren arasında yapılan anlaşma ya da bölgede söz sahibi işverenlerin belirlediği ücretler geçerli olmaktadır. Eğitim Sorunu:  Anayasamızın 42. maddesi “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.” demek suretiyle her Türk vatandaşının eğitim görme hakkının bulunduğunu ifade etmiştir. Ülkemizde özellikle kırsal kesimde herhangi bir eğitimi olmayan herkes kendisini mevsimlik işçi olarak tanımlar. İnsanların eğitimsiz olmaları bu sorunun birinci ayağını oluştururken mevsimsel çalışma süreleri bu işçilerin çocuklarının da eğitim hakkından ve olanaklarından yeterince ya da hiç yararlanamamaları sorununu doğurur. Örgütlenme Sorunu:  Yapılan işlerin niteliği ve ücretlerin düşük olması en temel örgütlenme sorunlarındandır. Mevsimlik işler ile ilgili kanunlar da az ve yeterli düzeyde değildir. Sendikalaşma noktasında da sendikaların geliri üye aidatları olduğundan bu uygulanabilir bir seçenek olmaz. Aynı zamanda iş yerleri dağınık yerleştiği, küçük ve mevsimlik olduğundan belirli bir düzenleme yapılması da oldukça zordur. Kamu Kurumları ve Yöre Halkı İle İlgili Sorunlar:  İşçiler iş için gittikleri yerlerde özellikle iskan oluştururken hem kamu kurumları ile hem de yöre halkı ile sorunlar yaşarlar. Yöre halkının güvenlik, iletişim kurmada sorun yaşama (dil bilmeme nedeniyle), çevre kirliliği ve suç olaylarıyla özdeş tutulmaları gibi nedenlerle bu insanların kendi yerleşim yerlerine ya da yakınlarına yerleşmelerine olumlu bakmamaları her zaman olmasa da zaman zaman gerilimlere yol açmaktadır. Çocuk İşçi Sorunu:  Mevsimlik işlerde hem işin belirli bir sürede yapılması gerekliliği nedeni ile hem de daha fazla kazanmak amacı ile tüm aile bireyleri çalışmak durumunda kalmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu 71. maddesinin a fıkrası, “On beş yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasaktır. Ancak, on dört yaşını doldurmuş ve ilköğretimi tamamlamış olan çocuklar, bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişmelerine ve eğitime devam edenlerin okullarına devamına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilirler” hükmünü getirmektedir. Ancak uygulamada kanun hükümlerine uygunluk yeterli düzeyde değildir. Not:  TÜİK’in Aralık 2016’da yayımladığı iş gücü istatistiklerine göre, ülke genelinde istihdamın yüzde 20,5’i tarımsal işlerle uğraşmaktadır. Yani yaklaşık 5 milyon 400 kişi tarımda istihdam edilmektedir. Tarımda istihdam edilen toplam iş gücünün ne kadarının mevsimlik tarım işçisi olduğu kesin olarak belli değildir. Ancak tarımda istihdam edilenlerin yarısının mevsimlik işçilik yaptığına dair öngörüden yola çıkarak, 2016 yılında yaklaşık iki buçuk milyon kişinin gezici veya geçici mevsimlik tarım işçisi olarak çalıştığını söylemek mümkündür. Çocuklar mevsimsel olarak aileleri ile sürekli farklı yerlere gitmek zorunda kaldıklarından tam bir eğitim alamamaktadırlar. Okul devamları da gerektiği şekilde olamamaktadır. Bazı bölgelerde yakın bir yerde okul var ise geçici olarak da olsa okula gidebilmekle birlikte bu durumlarda da yerleştirildikleri sınıfta arkadaşları tarafından kabul görmemektedirler. Aileler çocuklarının sınıfında bu şekilde çocuk bulunmasına da karşı çıkmaktadır. Zaten pek çok yerde okul ulaşabilecekleri mesafelerde de olmamaktadır. Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle. Sağlıcakla kalın.   Devamını Oku...
  • Tüm Kitaplarımın

    Online Satış Noktaları

Başlık
X